aşağılık kompleksi ile yaşamak
sen kaçtıkça karanlık büyümez, sadece sen küçülürsün.
bazı insanlar hayata geç kalmaz; sadece kendilerine hiç sıra vermezler.
şu yaptığımız ilham panolarını düşün. en güzel evler, deniz manzaraları, kusursuz mutfaklar. altına da lüks arabalar, pahalı çantalar, pürüzsüz yüzler.
biz onları oraya asarken bile içimizden küçük bir ses “ama bunlar bize göre değil” diyor. fark ediyor musun? daha hayal kurarken kendimizi kapının dışında bırakıyoruz.
sonra da o kapının arkasındakilere dair hikayeler uyduruyoruz. kesin bir hilesi vardır. kesin bir dayısı. kesin bir şeyler dönmüştür. çünkü başka türlü açıklayamıyoruz.
normal yoldan olmaz, diyoruz. dürüstsen olmaz. iyiysen olmaz. çünkü eğer olabiliyorsa, o zaman şu anki hayatımızı açıklamak zorlaşıyor. o koltukta oturuşumuzu, yıllardır aynı şeyleri erteleyişimizi, “bir gün” diye diye yaşlanışımızı birine fatura edemiyoruz.
ve insan en çok da bundan korkuyor. kendi hayatının sorumluluğunu taşımaktan.
sonra ilişkiler meselesi geliyor. hayalimizdeki insanı anlatıyoruz; yakışıklı olsun, zeki olsun, komik olsun, güçlü olsun, biraz da zengin olsun. her şey tam.
ama karşımıza gerçekten böyle biri çıktığında içimiz sıkışıyor. bu bana bakmaz zaten. bu kesin egoludur. kesin sorunludur. daha tanımadan, daha konuşmadan hüküm veriyoruz. çünkü o insanın yanında durmak, kendi iç sesimizi duymak demek. “sen kimsin?” sorusuyla yüzleşmek demek. ve o soru çok ağır geliyor.
senin kendinden aşağı gördüğün biri çıkıyor, o hayata sahip oluyor. o eve giriyor. o ilişkiyi yaşıyor. o bedeni inşa ediyor. ve sen şaşırıyorsun. “nasıl olur?” diyorsun. olur. çünkü onun için bunlar olağan. o kendini buna layık görüyor. sen üstün olmadığın için değil; o kendini dışarıda bırakmadığı için.
sosyal medyada bir video görüyoruz. bakımlı biri, spor yapıyor, gülüyor, hayatı yerinde gibi. refleksimiz hazır. zaten babadan zengin. zaten derdi yok. bizim de öyle imkanımız olsa.
o cümleyi kurduğun an kendine bir masal anlatıyorsun. o masalda sen masumsun, dünya adaletsiz. ve masum olmak, sorumlu olmaktan çok daha rahat.
şunu kabul etmek istemiyoruz. bazı insanlar emek verdi. bazıları risk aldı. bazıları şanslıydı, evet. ama hepsi kendilerine “ben buna layığım” deme cesaretini gösterdi. sen bunu kabul edersen, kendi hayatının aynası eline veriliyor.
ve aynaya bakmak, başkasını suçlamaktan daha zor.
başkasına “kirli” demek, kendi başarısızlığını “temiz” ilan etmenin en konforlu yolu. “benim yok çünkü ben dürüstüm” yalanı, gece uyurken vicdanına battaniye oluyor. ama sabah kalktığında hayat yine aynı yerde duruyor.
sen kendini sevilmeye değer bulmadığın için, seni gerçekten sevebilecek birini daha tanımadan itiyorsun. “bu çok iyi, kesin bir bit yeniği vardır” diyorsun. aslında onun egosundan değil, kendi eksiklik duygunun altında ezilmekten korkuyorsun. o yüzden onu canavarlaştırıyorsun.
çünkü canavar olursa, uzak durmak meşru oluyor.
birini çok zeki, çok güzel, çok başarılı gördüğünde içine çöken o tuhaf öfkeyi hatırla. kötüleyen bir cümle bulmaya çalışıyorsun hemen. çünkü o öfke ona değil. o öfke, senin kendine duyduğun hayal kırıklığı. “ben neden öyle değilim?” sorusunun cevabını duymamak için sesini yükseltiyorsun.
biz başkalarını taşlayarak kendi yaralarımızı pansuman etmeye çalışıyoruz.
ama o pansuman tutmuyor. gece yalnız kaldığında, ışıklar kapandığında, telefon yüzüne düştüğünde ilham panondaki hayatlar daha da uzaklaşıyor.
çünkü sen o hayata giden yolların başına “ahlaksız”, “şanslı”, “şişirilmiş” tabelaları diktin. sonra da “zaten ben istemezdim” diyorsun.
şimdi aynaya bakma zamanı. gerçekten bak. o “kesin hilesi vardır” dediğin hayata ne kadar aç olduğunu itiraf et.
o ilişkiyi, o bedeni, o özgüveni ne kadar istediğini kabul et. istemek ayıp değil. kendini dışarıda bırakmak ayıp.
başkalarının başarısını küçülterek kendi küçük dünyanı büyütemezsin. o dünya sadece sana dar gelir. çünkü bu dünya, kendinden kaçanların değil; yetersizliğiyle yüzleşip onu yakıt yapanların omuzlarında yükseliyor.
aşağılık kompleksi bir kader değil. bir saklanma biçimi. ve sen saklandığın yerde fark etmeden yaşlanıyorsun. sen o hayatlara layık olmadığını düşündüğün için başkalarını suçluyorsun.
hayat sana attığın taşları geri fırlatmaz. o taşlarla sana bir duvar örer. ve sen o duvarın arkasında, başkalarının “sahte” dediğin mutluluklarını izleyerek geçip gidersin.
kendi ışığından korktuğun için dünyayı karanlık sanıyorsun. oysa mesele ışığın yokluğu değil. mesele, başkalarının parıltısına çamur atmaktan vazgeçip kendi meşaleni yakacak cesareti göstermekti.
aşağılık kompleksi kendinden nefret etmek değildir çoğu zaman. daha sinsi bir şeydir. kendini sevmeyi “fazla iddialı” bulmaktır. istemeyi kibir sanmaktır. “ben de yapabilirim” demeyi ayıp, hatta tehlikeli görmektir.
o yüzden başkalarının ışığını söndürmeye çalışırsın; çünkü kendi ışığını yakmaya cesaret edemezsin.
sen kendini hiç gerçekten denemedin. kaybetmekten değil, “ya kazanırsam ve buna layık değilsem” korkusundan kaçtın. o yüzden başkalarının hayatını kirli ilan ettin, kendi vazgeçişini temiz tutmak için.
“ben istemedim” dedin, çünkü “istedim ama cesaret edemedim” demek çok daha acıtıcıydı. aşağılık kompleksi, kendine attığın sessiz bir iftiradır.
kimse seni küçültmediği halde, sen yıllarca kendi üstüne bastın. ve şimdi canını yakan şey, başkalarının yükselmesi değil; senin hiç ayağa kalkmamış olman.
hayat seni elediği için burada değilsin. sen, kendini baştan diskalifiye ettiğin için buradasın.




Masanın başına geçmiştim ödevlerim vardı Ama yapamayacak kadar üzgündüm,bütün gün üzgündüm. dışarıdaki insanlara bakıp önce güldüklerini sonra konuştukları konuların ne kadar aptalca olduğunu düşünüp onları aşağılarken buldum kendimi sonra bildirim geldi açtım okudum anladım ki ben konuları değil kendi açlığımı saçma buluyormuşum
Yazmaya devam et senin sesin hiç tanımadığın birinin en dürüst yalanlarını bozabiliyormuş çünkü
Bu kompleksin hayatına yansımasını görünce anlıyorsun ki, o karın ağrısı kendinden nefretin ağrısı.
Layık görmediğin kendin, yaşadığın anın gerçekliğini sorgulayıp kusmak istiyor.
Ama bu sensin. Bu bölünmedeki uyuşuk kafan,sen olduğunun bile farkında değil.
O an kafandaki tek şey, evinde ne kadar layık olmadığını düşünüp iç geçirmek, göz sulandırmak.Kurtulmak.
Yalnız kalıp yalnızlığa övgüler sıkıştırmak.Hep böyle olacak korkusu var, ne var ki bunun da geçeceğini biliyorsun.En azından bunu arzuluyorsun.